hangi masalda olmak istersiniz?

Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder

1 sayfadaki 2 sayfası 1, 2  Sonraki

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

hangi masalda olmak istersiniz?

0% 0% 
[ 0 ]
16% 16% 
[ 1 ]
0% 0% 
[ 0 ]
0% 0% 
[ 0 ]
0% 0% 
[ 0 ]
16% 16% 
[ 1 ]
0% 0% 
[ 0 ]
50% 50% 
[ 3 ]
16% 16% 
[ 1 ]
0% 0% 
[ 0 ]
 
Toplam Oylar : 6

hangi masalda olmak istersiniz?

Mesaj tarafından reco_54 Bir 10.05.08 23:23

acaba bir fırsat olsaydi hangi masalda olmak isterdiniz?
kırmızı basliklı kız
pamuk prenses ve yedi cüceler
keloglan
fareli köyün kavalcisi
ali baba ve kırk haramiler
cizmeli kedi
sinderella
kursun asker
kibritci kız


En son Meltem tarafından 01.06.08 15:24 tarihinde değiştirildi, toplamda 5 kere değiştirildi (Sebep : kül kedisi --> "kibritci kız" olarak degistirilmistir)

reco_54
Site emektarı
Site emektarı

Cinsiyet:ErkekTeraziKöpek
Mesajlar : 887
Kayıt : 12 03 2008
Yaş : 37
Nerden : Bursa
Mesleğiniz : Otomativ
Eğitim Durumunuz : Lise
Medeni Durumu : Evli
Çocuk Sayısı : 1
Resim : http://kadinca.forumotion.com/users/52/93/37/album/resimy10.gif
Burç : Terazi Burcu
Teşekkür : http://i171.photobucket.com/albums/u305/ertan_bucket/star85.gif
Ruh Halim : http://kadinca.forumotion.com/users/52/93/37/album/zarars10.png

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: hangi masalda olmak istersiniz?

Mesaj tarafından Meltem Bir 10.05.08 23:42

Sinderella olmak isterdim. Nedeni ise, o kadar güclüklerden sonra ferahlaga cikmak güzel birsey...

Sinderella
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde uzak
ülkelerin birinde, bir kral varmış. Bu kralın çok
sevdiği bir karısı ve Sinderella adında dünyalar
güzeli bir kızı varmış. Sinderella, güzel
olduğu kadar iyi kalpliymiş de. Kralın ve
Sinderella’nın mutluluğu kraliçenin ölümüyle bozulmuş. Kral
bir süre sonra yeniden evlenmiş. Yeni karısı ise oldukça kıskanç,
kötü kalpli bir kadınmış. Kralın yeni karısından da iki
kızı olmuş. Zamanla kızlar büyümüşler.
Kızlar, Sinderella’yı hiç sevmiyor, her fırsatta onu azarlıyor,
aralarına almak istemiyorlarmış. Günler bu şekilde Sinderella
için mutsuzlukla geçiyormuş. Kralın da bir süre sonra
ölmesi, Sinderella’yı tamamen mutsuz ve çaresiz yapmış.
Artık üvey annesi ve kızkardeşleri, iyiden iyiye Sinderella’ya
kötü davranıp onu bir hizmetçi gibi kullanmaya başlamışlar.
Sinderella’nın durup dinlenmesine fırsat vermiyor,
“Çabuk ol sallanma, bulaşıkları yıka, yerleri sil, çamaşırları
yıka” diyerek onu sürekli çalıştırıyorlarmış. Kendileri
ise günlerini eğlencelerde, balolarda geçiriyorlarmış. Saraydaki
tüm hizmetçileri kovarak bütün işleri Sinderella’ya
yaptırmaya başlamışlar.
Bu çalışmasına karşılık ona doğru dürüst yiyecek bile
vermiyorlar, acıktığında bir parça kuru ekmek bir bardak
su veriyorlar, kendileri ise en güzel yiyecekleri yiyorlarmış.
Sinderella’nın üzerinde giysi olarak da paçavralardan başka
birşey yokmuş.
29
Kızkardeşlerinin ve üvey annesinin giysileri ise ipektenmiş.
Günlerden bir gün komşu ülkenin prensi sarayında bir
balo düzenlemeye karar vermiş. Bunun için çevre ülkelere
haberciler göndererek davette bulunmuş. Bu davet Sinderella’nın
üvey annesine de ulaşmış.
Üvey annesi hemen balo hazırlıklarına başlayıp, kendisine
ve kızlarına altın işlemeli giysiler
hazırlatmış.
Sinderella da bu baloya
gitmek için üvey annesinden izin
istemiş. Sinderella’nın bu isteği
üzerine üvey annesi ve kız
kardeşleri, kahkahalarla gülmüşler.
“Bu üzerindeki paçavralarla
mı baloya gideceksin.
Bizi orada herkese rezil etmek
mi istiyorsun?” diye alay
etmişler.
Sinderella, kız kardeşlerinin
eski giysilerini giyip, baloya
gidebileceğini söylediyse de,
onu tersleyerek, “Bu kadar iş
dururken senin baloya gidip,
eğlenmene müsade edemeyiz”
demişler.
Baloyu düzenleyen prensin niyeti ise baloya gelen genç
kızlardan beğendiği birisiyle evlenip, onu kendisine prenses
yapmakmış. Heyecanla balo gününü bekliyormuş.
Derken balonun verildiği gün gelip çatmış. Saray, ülke
içinden ve dışından gelen davetlilerle dolup taşmış.
30
Sinderella’nın üvey annesi ve kız kardeşleri de baloya
gitmişler. Sinderella evde yalnız kalınca balodaki insanları
düşünerek ağlamaya başlamış. Bir yandan yerleri süpürürken
bir yanda da “Ne olurdu sanki, ben de baloya gidip,
eğlenebilseydim” diye üzülüyormuş.
Sinderella’nın sesini o ülkenin
iyilik perisi işitmiş. Merak edip
Sinderella’nın yanına gelmiş.
- Neden mutsuzsun Sinderella?
Senin gibi iyi kalpli bir
kızın böyle mutsuz olmasının sebebi
nedir? Diye sormuş.
Sinderella:
- Komşu ülkenin prensi bir balo düzenledi. Kardeşlerim
ve annem o balodalar. Fakat beni götürmek istemediler.
Üstelik benimle alay ettiler. Kalbimi kırdılar, demiş.
İyilik perisi:
- Sana yardımcı olacağım. Bana hemen büyükçe bir
balkabağı ve bir düzine fare bul getir, demiş.
Sinderella perinin bu isteğine bir anlam verememiş ama
hemen gidip bahçeden büyükçe bir kabak kesmiş, kabaklarla
beslenen farelerden de bir düzine yakalayıp
periye götürmüş.
Peri sihirli değneğiyle balkabağına
dokunuverince, balkabağı altından bir
arabaya dönüşmüş. Farelere dokununca
ise, fareler çok bakımlı atlara ve
arabacıya dönüşüvermiş.
Sinderella bu olanların şaşkınlığı
içerisinde iken peri, sihirli değneğini
Sinderella’ya dokundurmuş.
31
Sinderella kendini birden altın işlemeli, ipekten, pırıl pırıl
parlayan bir giysinin içerisinde bulmuş. O kadar güzel olmuş
ki peri bile kendisine hayran kalmış. Sinderella’ya:
- Hemen arabaya bin ve baloya git. Yalnız gece yarısı
olmadan geri dönmen lazım, çünkü gece yarısı büyü bozulacak,
demiş.
Sinderella hemen arabaya binerek baloya varmış. Sarayın
merdivenlerinden inerken balodaki herkes hayranlıkla
Sinderella’ya bakıp merakla onun kim olduğunu birbirlerine
soruyorlarmış. Üvey annesi ve kızkardeşleri de Sinderella’yı
tanımamışlar fakat kıskançlıkla onu izlemeye başlamışlar. Sinderella’nın
güzelliğini Prens de farketmiş, hemen yanına yaklaşıp,
- Lütfen benimle dans eder misiniz? Diyerek Sinderella’yı
dansa kaldırmış. Birlikte dans ederlerken Sinderella o
kadar mutluymuş ki zamanın nasıl geçtiğini anlamamış. Vakit
gece yarısını geçmek üzereymiş. Bunu farkeden Sinderella,
Prens’ten özür dileyip koşarak merdivenlerden çıkmış. Merdivenlerden
çıkarken ayakkabılarından biri ayağından çıkmış.
Sinderella aceleden ayakkabısını almadan arabaya binip eve
tam gece yarısı varmış.
Kapıdan girer girmez büyü bozulmuş, altın araba kabağa,
atlarla arabacı ise bir düzine fareye dönüşüvermiş.
32
Sinderella geçirdiği güzel geceyi düşleyerek uykuya
dalmış.
Ertesi gün baloya katılan herkes balodaki güzel kızı konuşuyormuş.
Kimse bu kızın kim olduğunu bilmiyormuş. Prens
de adını bile bilmediği bu kıza aşık olmuş ve her yerde onu
aramaya başlamış. Elinde ise bir ayakkabıdan başka, bu
kıza ait hiçbir şey yokmuş. Askerlerine emir vererek:
- Bu ayakkabı kimin ayağına uyarsa o kızı saraya getirin,
benim evleneceğim kız odur, demiş.
Prens’in askerleri hemen yola çıkıp ayakkabıyı genç kızların
ayağında denemeye başlamışlar. Fakat ayakkabı hiç
birisinin ayağına olmuyormuş.
En sonunda Sinderella’nın bulunduğu
eve varmışlar. Sinderella’nın kızkardeşlerinden
ayakkabıyı giymelerini
istemişler. Ne kadar zorlasalar da
ayakkabı ikisininde ayağına uymamış.
Bunun üzerine askerler, evde başka kız
bulunup bulunmadığını sormuşlar. Kızlar:
- Sinderella adında bir hizmetçimiz
daha var ama bu ayakkabının ona
uyması imkansız. Çünkü o baloya katılmadı.
Zaten bir hizmetçi parçasının
baloda ne işi olabilir ki, diyerek gülüşmüşler.
Askerler bunun üzerine hemen Sinderella’nın çağrılmasını
ayakkabıyı onun ayağında da denemeleri gerektiğini,
bunun prensin emri olduğunu söylemişler. Kızlar Sinderellayı
çağırmışlar. Niyetleri, ayakkabının onun ayağına olmadığını
görüp onunla alay etmekmiş.
Sinderella, askerlerin yanına gelip uzatılan ayakkabıyı
kolaylıkla ayağına giyivermiş.
33
Bunu gören kızkardeşlerinin şaşkınlıktan ağızları bir karış açılmış.
Prens’in askerleri, aradıkları kızın Sinderella olduğunu
anlamışlar.
Hemen Sinderella’yı alıp Prens’in sarayına götürmüşler.
Prens, Sinderella’yı görür görmez balodaki kız olduğunu anlamış.
Hemen düğün hazırlıklarına başlanmış. Kırk gün kırk
gece düğün yapılmış.
Sinderella ve Prens evlenmişler.
Sinderella evinden ve eski kötü günlerinden uzakta, mutlu
bir hayat sürmüş.

Meltem
Admin
Admin

Cinsiyet:Kadın 


BoğaHoroz
Mesajlar : 736
Kayıt : 26 01 2008
Yaş : 39
Nerden : Almanya
Mesleğiniz : Ev Hanımı
Eğitim Durumunuz : Lise
Medeni Durumu : Evli
Çocuk Sayısı : 2
Resim : http://sl.glitter-graphics.net/pub/852/852712hie3pju0vi.gif
Burç : Boğa Burcu
Teşekkür : http://i171.photobucket.com/albums/u305/ertan_bucket/star8.gif
Ruh Halim : http://kadinca.forumotion.com/users/52/93/37/album/dusunc10.gif

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: hangi masalda olmak istersiniz?

Mesaj tarafından pamukşeker20 Bir 11.05.08 21:31

ben hepsindede olmak isterdim. yes uhm bu arada kül kedisi masalını hatırlayamadım meltem,yardım et sigara molasi

pamukşeker20
Tecrübeli
Tecrübeli

Cinsiyet:Kadın 


BalıkKaplan
Mesajlar : 446
Kayıt : 08 03 2008
Yaş : 34
Nerden : Denizli
Mesleğiniz : oğlum
Eğitim Durumunuz : üniversite
Medeni Durumu : Evli
Çocuk Sayısı : 1
Resim : http://img232.imageshack.us/img232/4115/girlmmel3ks.gif
Burç : Balık Burcu
Teşekkür : http://i171.photobucket.com/albums/u305/ertan_bucket/star84.gif
Ruh Halim : http://kadinca.forumotion.com/users/52/93/37/album/stresl10.png

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: hangi masalda olmak istersiniz?

Mesaj tarafından Meltem Bir 11.05.08 21:35

Pamuk bende, cocuk masallari pdf dosyasi var. Orada KÜL KEDiSi SiNDERALLA diye geciyor ama bu Kül Kedisi baska bir hikaye mi acaba uhm asi`ye sormak lazim:)

Meltem
Admin
Admin

Cinsiyet:Kadın 


BoğaHoroz
Mesajlar : 736
Kayıt : 26 01 2008
Yaş : 39
Nerden : Almanya
Mesleğiniz : Ev Hanımı
Eğitim Durumunuz : Lise
Medeni Durumu : Evli
Çocuk Sayısı : 2
Resim : http://sl.glitter-graphics.net/pub/852/852712hie3pju0vi.gif
Burç : Boğa Burcu
Teşekkür : http://i171.photobucket.com/albums/u305/ertan_bucket/star8.gif
Ruh Halim : http://kadinca.forumotion.com/users/52/93/37/album/dusunc10.gif

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: hangi masalda olmak istersiniz?

Mesaj tarafından pamukşeker20 Bir 11.05.08 21:40

bilmem, bende orda karıştırdımm uhm uhm

pamukşeker20
Tecrübeli
Tecrübeli

Cinsiyet:Kadın 


BalıkKaplan
Mesajlar : 446
Kayıt : 08 03 2008
Yaş : 34
Nerden : Denizli
Mesleğiniz : oğlum
Eğitim Durumunuz : üniversite
Medeni Durumu : Evli
Çocuk Sayısı : 1
Resim : http://img232.imageshack.us/img232/4115/girlmmel3ks.gif
Burç : Balık Burcu
Teşekkür : http://i171.photobucket.com/albums/u305/ertan_bucket/star84.gif
Ruh Halim : http://kadinca.forumotion.com/users/52/93/37/album/stresl10.png

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: hangi masalda olmak istersiniz?

Mesaj tarafından kübra Bir 12.05.08 9:33

evet ya aynıymıs...


En son kübra tarafından 12.05.08 9:34 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

kübra
Genç
Genç

Cinsiyet:Kadın 


KovaHoroz
Mesajlar : 60
Kayıt : 20 03 2008
Yaş : 14
Nerden : bursa
Eğitim Durumunuz : öğrenci
Medeni Durumu : Bekar
Çocuk Sayısı : ...
Resim : http://kadinca.forumotion.com/users/52/93/37/album/resimy10.gif
Burç : Kova Burcu
Teşekkür : http://i171.photobucket.com/albums/u305/ertan_bucket/star81.gif
Ruh Halim : http://kadinca.forumotion.com/users/52/93/37/album/th/yoksu610.png

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: hangi masalda olmak istersiniz?

Mesaj tarafından kübra Bir 12.05.08 9:33

KÜLKEDİSİ
Charles Perrault

Bir zamanlar güzeller güzeli bir kız varmış. Annesi ölünce babası yeniden evlenmiş. Üvey annesi de ilk evliliğinden olan iki kızıyla birlikte gelip eve yerleşmiş.

Bu iki kız, yeni kız kardeşlerinden hiç hoşlanmamış.

Odasında ne var ne yoksa tavan arasına fırlatıp atmışlar. Ona bir kardeş gibi davranmak şöyle dursun, bütün ev işlerini üzerine yıkmışlar.

Ev işleri bittikten sonra bile kızın onlarla oturmasına izin verilmiyormuş. Akşamları, mutfakta, sönmekte olan ocağın önünde duruyormuş tek başına, ellerini küllere doğru tutup ısınmaya çalışarak. Bu yüzden üvey kız kardeşleri ona “Külkedisi” adını takmışla.

Bir gün iki kız kardeşe sarayda verilecek bir balo için davetiye gelmiş. İkisi de heyecandan deliye dönmüşler. Herkes Prens’in evlenmek istediğini biliyormuş. ‘Bakarsın ikimizden birini seçer, belli mi olur?’ diye düşünmüşler.

İki kız kardeş de kendilerini mümkün olduğunca güzelleştirmek için hemen kolları sıvamışlar. Fakat maalesef bu biraz zormuş, çünkü Külkedisi’nin aksine bayağı çirkinmiş her ikisi de!

Balo akşamı, üvey kardeşleri gittikten sonra Külkedisi mutfakta oturmuş ve için için ağlamaya başlamış. “Neyin var, neden ağlıyorsun Külkedisi?” diye sormuş bir kadın sesi.


“Ben de baloya gitmek istiyordum,” demiş hıçkırarak Külkedisi.

“Gideceksin öyleyse,” demiş ses. Külkedisi duyduğu sese doğru dönüp bakmış, şaşkınlıktan donakalmış.

Güzel bir kadın duruyormuş yanı başında.

“Ben senin peri annenim,” demiş kadın. “Şimdi kaybedecek zamanımız yok! Bana bir balkabağı getir hemen!”

Külkedisi bir balkabağı getirmiş. Peri annesi sihirli değneğiyle dokununca, balkabağı birdenbire altından bir fayton oluvermiş.

“Şimdi de altı fare...” Külkedisi altı fare bulup getirmiş, peri annesi onları hemen ata dönüştürmüş.

“Bir sıçan...” Onu da arabacı yapmış.

“Ve altı kertenkele...” Onları da faytonun arkasında koşacak altı uşağa çevirivermiş.

Nihayet Külkedisi’ne gelmiş sıra. Peri değneğiyle bir dokununca Külkedisi’nin yırtık, pırtık giysileri nefesleri kesecek harika bir elbiseye dönmüşmüş. Ayaklarında bir çift camdan ayakkabı pırıl pırıl parlıyormuş.

“Bir şey var yalnız,” demiş Peri. “Gece yarısına kadar eve dönmelisin. Saat on ikide elbisen tekrar eski giysilerine, faytonun balkabağına, atların fareye dönüşecek. Prens’in bunu görmesini istemezsin herhalde? Şimdi git, dilediğince eğlen.”

O gece Külkedisi balonun yıldızı olmuş. Baloya katılan hanımlar (özellikle de iki üvey kız kardeşi) onun elbisesini çok beğenmişler ve terzisinin adını öğrenmek için ona yalvarmışlar. Beyefendilerin hepsi onunla dans etmek için birbirleriyle yarışmışlar.

Prens ise götür görmez ona âşık olmuş! Ve o andan sonra hiç kimseye bu kızla dans etmek için izin verilmemiş.

Saatler saatleri, dakikalar dakikaları kovalamış ve Külkedisi saat tam on ikiyi vuracağı sırada evde olması gerektiğini hatırlamış.

“Gitme!” diye seslenmiş Prens arkasından, ama Külkedisi bir an bile durmadan koşup oradan uzaklaşmış. Sokağa çaktığında elbisesi tekrar eski elbiselerine dönüşmüş. Geriye kala kala camdan ayakkabıların bir teki kalmış. Diğer tekini nerede kaybettiğini bilmiyormuş.

O gece Külkedisi uyuyana kadar ağlamış. Hayatının bir daha asla o geceki kadar harika olamayacağını düşünüyormuş.

Ama bu doğru değilmiş. Ayakkabının diğer tekini sarayın merdivenlerinde bulmuşlar. Ertesi sabah Prens ev ev dolaşıp ayakkabıyı tek tek bütün genç kızlara denetmiş. “Bu ayakkabının dün gece karşılaştığım güzel sahibini bulamazsam yaşayamam,” demiş.

Derken Külkedisi’nin evine gelmiş. Üvey kardeşleri ayakkabıyı denemişler. Olmamış. Ayaklarına girmemiş bile.

Prens çok üzgünmüş, çünkü uğramadığı sadece birkaç ev kalmış. Tam oradan ayrılacakken evin hizmetçisi dikkatini çekmiş.

“Hanımefendi,” demiş Prens Külkedisi’ne, “bir de siz deneseniz?”

“O mu deneyecek? Ne münasebet!” diye haykırmış üvey kardeşler.

Fakat Prens ısrar etmiş. Külkedisi’nin ne kadar güzel bir kız olduğu gözünden kaçmamış. Tabii ayakkabı Külkedisi’nin ayağına kalıp gibi oturmuş. Prens diz çöküp Külkedisi’ne evlenme teklif ederken iki üvey kardeşe de öfke ve kıskançlıkla olanları seyretmek kalmış. Külkedisi Prens’in teklifini tabii ki kabul etmiş.

kübra
Genç
Genç

Cinsiyet:Kadın 


KovaHoroz
Mesajlar : 60
Kayıt : 20 03 2008
Yaş : 14
Nerden : bursa
Eğitim Durumunuz : öğrenci
Medeni Durumu : Bekar
Çocuk Sayısı : ...
Resim : http://kadinca.forumotion.com/users/52/93/37/album/resimy10.gif
Burç : Kova Burcu
Teşekkür : http://i171.photobucket.com/albums/u305/ertan_bucket/star81.gif
Ruh Halim : http://kadinca.forumotion.com/users/52/93/37/album/th/yoksu610.png

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: hangi masalda olmak istersiniz?

Mesaj tarafından reco_54 Bir 12.05.08 9:41

KİBRİTÇİ KIZ

Bir yılbaşı gecesiydi. Dondurucu, kavurucu bir soğuk vardı. Yoldan geçenler paltolarının yakasını kaldırmışlar, atkılarına bürünmüşler, hızlı hızlı yürüyorlardı. Kimi evine geç kalmış, acele ediyor, kimi bir eğlence yerine gidiyordu.
Çocuklar koşuyorlar, birbirlerine kartopu atıyorlardı. Gecenin zevkini en çok onlar çıkarıyorlardı. Kahkahalarla gülüyorlar, sevinçle haykırıyorlardı.
Yalnız bir çocuk vardı ki gelip geçenler onun farkında değillerdi. Ufak bir kız çoçuğu. Başı açık, elbisesi yama içinde, yoksul bir kızcağız. Bir kapının önüne büzülmüş, çıplak ayaklarını altına almıştı. Soğuktan morarmış tir tir titriyordu. Üzerinde oturduğu taş basamakta buz gibiydi.

Yavrucağız da sanki donmuş, bir buz parçası kesilmişti.
Geniş bir mukavva kutunun içine sıralanmış kibrit kutularına bakarken gözleri yaşarıyordu.
Evet, bu bir kibritçi kızdı. O gün bir tek kutu kibrit bile satamamıştı. Satsa, bir kaç kuruş para kazansa, kalkıp evine gider, annesiyle birlikte hiç olmazsa bir kase sıcak çorba içerdi. Gidemiyordu, çünkü o gün hiç kibrit satamadığını annesine söylemekten çekiniyordu. Soğuktan, üzüntüsünden titreyen kısık,incecik sesiyle "Kibrit var, kibrit"diye bağırıyordu. Sokaktan geçenlerin hiçbiri başını çevirip bakmıyordu...
Ah hiç olmazsa ayaklarında terlikleri olsaydı! Biraz önce, sokak sokak dolaşırken, hızla geçen bir arabanın önünden kaçmış, kaçarken terlikleri ayağından fırlamıştı.
Karşı kaldırıma geçtikten sonra, dönüp bakmış hınzır bir çocuğun terlikleri kapıp kaçtığını görmüştü. Arkasından seslenmişti ama, çocuk alaylı alaylı seslenerek koşa koşa uzaklaşmıştı.

Kibritçi kız bunun üzerine bir kapının girintisine sığınmış, oracığa kıvrılıp oturmuştu.
Parmakları donmuş, sızlamaya başlamıştı. Kızcağız bu acıya dayanamadı, kutulardan birini açıp bir kibrit çıkardı. Parmakları uyuşmuştu, kibrit çöpünü elinde güçlükle tutuyordu. Eli titreye titreye çöpü duvara sürttü. Kibrit birden alev aldı; tatlı, yumuşacık, turuncu bir alev.

Zavallı kız, kibriti bir elinden öbür eline geçirerek, parmaklarını ısıttı. İçi de ısınmıştı. Sanki gürül gürül yanan bir ocağın karşısındaydı. Gözleri aleve dikilmiş, düşlere dalmıştı: Güzel bir odada, büyük bir ocağın karşısında oturuyordu. Arkasında kalın bir yünlü hırka, ayaklarında kürklü terlikler vardı.

Isınmış, terlemeye bile başlamıştı... Derken kibrit sönüverdi. Kibritin sönmesiyle, o tatlı düşlerde sona ermişti. Kızcağızın parmakları yeniden donmaya, sızlamaya başlamıştı.
Bir kibrit daha yaktı. Bu sırada soğuk bir rüzgar esti. Kız kibrit sönmesin diye, duvardan yana döndü. Öbür elini aleve siper etti. Aleve bakarken, karşısındaki duvar sanki eridi, birden açıldı, içerisi göründü. İçeride geniş bir oda vardı. Kar gibi bembeyaz örtü yayılmış bir masanın üzerine tabak tabak yiyecekler dizilmişti. Sofrada gümüş şamdanlar yanıyor, odayı gündüz gibi aydınlatıyordu. Kızcağız'ın gözleri sofranın ortasında, büyük bir tabağa konulmuş, nar gibi kıpkırmızı kaz kızartmasına dikilmişti. Ağzı sulandı. Elini oraya doğru uzattı. Kibrit yana yana sonuna gelmişti, parmağını yakıyordu. Kızcağız çöpü yere atıverdi. Atmasıyla birlikte, yılbaşı sofrası siliniverdi, gözlerinin önüne taş duvar yeniden dikildi.

Üçüncü kibrit daha fazla düşler yarattı:Bir yaz gecesi...Kibritçi Kız kırda bir ağacın altına oturmuş, yıldızlara bakıyor. Gece olduğu halde hava sıcak. Altındaki toprak, gündüz güneşten ısınmış, fırın gibi yanıyor... Küçük kız gözlerini yıldızlardan ayıramıyordu. Uzaktan uzağa gece kuşları ötüyor, kurbağalar bağrışıyordu.

Derken bir yıldız kaydı, gökyüzüne geniş bir yay çizerek uzaklaştı, söndü. Kızcağız: 'işte, biri daha öldü' diye mırıldandı. Bir gün, ninesi söylemişti: Her yıldız düştükçe yeryüzünden biri ölürmüş... Ninesini bir daha görebilmek için bir kibrit daha çaktı. Soğuktan kaskatı kesilmiş, beyni durmuştu. O şimdi sokak ortasında olduğunu unutmuş, düşler dünyasına dalmıştı. Kibritin alevinde yine ninesini görüyor, onun sesini işitir gibi oluyordu. İşte ninesi geliyordu. Lapa lapa yağan karların arasından bir melek gibi iniyordu... Geldi, geldi...Kollarını açtı, torununu kucakladı, aldı göklere doğru götürdü...
Ertesi sabah, yoldan geçenler, bir evin basamağında donmuş kalmış kızcağızın ölüsünü buldular. Yanı başında bir sürü boş kibrit kutusu vardı.

-Zavallı kız ısınmak için bütün kibritlerini yakmış dediler... Bu kibritlerin alevinde onun ne düşler gördüğünü bilemezlerdi ki.


reco_54
Site emektarı
Site emektarı

Cinsiyet:ErkekTeraziKöpek
Mesajlar : 887
Kayıt : 12 03 2008
Yaş : 37
Nerden : Bursa
Mesleğiniz : Otomativ
Eğitim Durumunuz : Lise
Medeni Durumu : Evli
Çocuk Sayısı : 1
Resim : http://kadinca.forumotion.com/users/52/93/37/album/resimy10.gif
Burç : Terazi Burcu
Teşekkür : http://i171.photobucket.com/albums/u305/ertan_bucket/star85.gif
Ruh Halim : http://kadinca.forumotion.com/users/52/93/37/album/zarars10.png

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: hangi masalda olmak istersiniz?

Mesaj tarafından reco_54 Bir 12.05.08 9:45

FARELİ KÖYÜN KAVALCISI
Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde develer tellalken, pireler berberken, ben annemin beşigini tıngır mıngır sallarken; ülkenin birinde bir köy varmış. Halkı mutluluk içinde yaşarmış. Günlerden bir gün köyün bütün evlerine fareler dolmuş. Binlerce fare köyün sokaklarında, evlerde dolaşıyorlarmış. Yatak odasına gitseler, mutfağa girseler farelerden geçilmiyormuş. Ne bulurlarsa yiyorlarmış. Halk ne yapacağını şaşırıp kalmış. Köy muhtarından bu işe bir çare bulmasını istemişler. Muhtarın da elinden bir şey gelmiyormuş. Böylece köyün adına fareli köy denmiş. Fareli köyün çocukları da, bu pis yaratıklarda bıkmışlar.

Bir gün fareli köye bir çalgıcı gelmiş. Muhtara: "Eğer bana bir kese altın verirseniz, köyü farelerden temizlerim." demiş. Bütün köy halkı bu habere sevinmişler. Aralarında hemen çalgıcının istediği bir kese altını toparlamışlar ve muhtara teslim etmişler. Halkın tek istediği bu farelerden kurtulmakmış.

Çalgıcı isteğinin kabul edildiğini öğrenince başlamış kavalını çalmaya. Kavaldan öyle tatlı, öyle güzel sesler çıkıyormuş ki, fareler saklandıkları yerlerden akın akın çıkarak çalgıcının yanına geliyorlarmış. Kısa bir sürede çalgıcının etrafı binlerce fare ile dolmuş. Köydeki bütün farelerin çalgıcının etrafında toplandığı sırada çalgıcı yürümeye başlamış. Köye gelirken gördüğü dereye doğru yürümüşler. Çalgıcı önde kavalını üflüyor, fareler peşinden geliyormuş. Çalgıcı dere kenarına gelince suyun içine yürümüş. Derede o kadar çok su varmış ki ama çalgıcı karşı kıyıya geçmiş. Farelerde peşinden gelmek isteyince dereye düşen fare suda boğulup ölmüş. Bütün fareler ölünceye kadar çalgıcı kavalını öttürmeye devam etmiş. Çalgıcı bütün farelerin öldüğünü görünce ödülü olan bir kese altını almak için hemen köye geri dönmüş.

Fareleri yok eden başarısından sevinç duyduğu için, emin adımlarla yürüyormuş. Sonunda köye varınca: "Bir kese altınımı alırım. Bu altınlarla şehre gider, işimi kurarım. Bende zengin insanlar arasına katılır ve rahat yaşamaya başlarım" diye düşünmüş. Bu düşüncelerle muhtarın yanına varan çalgıcı muhtardan ödülünü istemiş. Muhtar oyun bozanlık yapmış. "Nasıl olsa farelerden kurtulduk, bir kese altını vermesem olur" diye düşünmüş. Çalgıcıya çeşitli nedenler göstererek altınlarını vermemiş.

Çalgıcı kandırıldıgını anlayınca: "Ben size bir oyun oynayayım da görün" demiş. Başlamış kavalını çalmaya. Kavalın sesini duyan bütün çoçuklar çalgıcının yanına koşmuş. Çalgıcıda hem kavalını üflüyor, hemde yürümeye başlamış. Köyün bütün çocuklarıda kavalcının peşinden gitmişler. Köyde hiç çocuk kalmamış. Analar babalar kara kara düşünmeye başlamışlar.

Köylüler muhtara gidip: "Ne yapacağız, ne edeceğiz. Sen çalgıcının hakkı olan bir kese altını vermeliydin. Bak şimdi çocuklarımızı aldı götürdü" demişler.
Kavalcı kızgın kızgın, peşinde çocuklarla birlikte ormana varmışlar. Ormanda bir ağacın altında dinlenirken aklına tekrar muhtara gitmek altınlarını bir daha istemek gelmiş. O sırada telaşla yerinden kalkınca kavalını almayı unutmuş. Sihirli kavalı bulan bir çocuk, arkadaşlarının yanına gelmesi için başlamış çalmaya. Kavalın sesini duyan çocuklar hemen ormanda toplanmışlar. Hemen köye, annelerinin babalarının yanına dönmeyi düşünmüşler. Kavalı bulan çocuk köyün yolunu biliyormuş. Kavalı çalan çoçuk önde diğerleri arkasında köye geri dönmüşler. Anneleri, babaları çok sevinmişler. Şenlikler düzenlemişler. Kırk gün kırk gece bayram etmişler.

Tabi bu sırada da köylüler muhtarı azarlamışlar. Çalgıcının hakkını vermesini söylemişler. Hakkını alan çalgıcıda hayallerini gerçekleştirmek için köyden ayrılmış. Onlar ermiş muradına, biz gidelim diğer masalları okumaya.

reco_54
Site emektarı
Site emektarı

Cinsiyet:ErkekTeraziKöpek
Mesajlar : 887
Kayıt : 12 03 2008
Yaş : 37
Nerden : Bursa
Mesleğiniz : Otomativ
Eğitim Durumunuz : Lise
Medeni Durumu : Evli
Çocuk Sayısı : 1
Resim : http://kadinca.forumotion.com/users/52/93/37/album/resimy10.gif
Burç : Terazi Burcu
Teşekkür : http://i171.photobucket.com/albums/u305/ertan_bucket/star85.gif
Ruh Halim : http://kadinca.forumotion.com/users/52/93/37/album/zarars10.png

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

ÇİZMELİ KEDİ

Mesaj tarafından reco_54 Bir 12.05.08 9:47

ÇİZMELİ KEDİ

Charles Perrault

Bir zamanlar, üç oğlu olan bir değirmenci varmış. Değirmenci ölünce büyük oğluna değirmen, ortanca oğluna eşek, küçük oğluna da kedi miras kalmış. Küçük oğlu bu duruma çok üzülmüş.

“Kedi ne işine yarar ki insanın?” diye yakınmış. “Pişirip yiyemezsin bile.” Kedi bunu duymuş ve hemen cevap vermiş. “Kötü bir mirasa sahip olmadığınızı göreceksiniz efendim. Bana boş bir çuval ve bir çift de çizme verirseniz, neye yarayacağımı görürsünüz.”

Şaşkınlıktan ağzı bir karış açık kalan çocuk, kedinin istediklerini yapmış. Kedi çizmeleri giyince ayna karşısına geçmiş ve kendini pek beğenmiş. Sonra kilerden taze bir marulla güzel bir havuç seçip ormanın yolunu tutmuş. Ormanda çuvalın ağzını açmış, marulla havucu çuvalın içine yerleştirip bir ağacın arkasına saklanmış. Çok geçmeden taze sebzelerin kokusunu alan küçük bir tavşan çuvalın yanına gelmiş, zıplayıp içine atlamış. Kedi saklandığı yerden çıkıp çuvalın ağzını sıkı sıkı bağlamış.

Ancak Çizmeli Kedi tavşanı efendisine götürmek yerine doğruca saraya gidip Kral’la görüşmek istediğini söylemiş. Kral’ın huzuruna çıktığında yere eğilerek, “Yüce Efendimiz, size Efendim Marki’den bir hediye getirdim,” demiş. Bu hediye Kral’ın çok hoşuna gitmiş.

Üç ay boyunca Çizmeli Kedi saraya o kadar çok hediye götürmüş ki, Kral artık onun yolunu gözler olmuş. Derken Çizmeli Kedi’nin dört gözle beklediği gün nihayet gelmiş çatmış. “Bana sakın neden diye sormayın ve bu sabah ırmağa gidip yıkanın,” demiş sahibine. Çizmeli Kedi, o sabah Kral’ın Prenses’le, yani kızıyla birlikte ırmağın kenarından geçeceğini biliyormuş.

O sabah, Kral’ın faytonu ırmağın yakınından geçerken Çizmeli Kedi telaşla yanlarına yaklaşmış. “Yardım edin! Yardım edin!” diye bağırmış. “Efendim Marki boğuluyor!” Kral hemen bir alay askerini ırmağa yollamış.

Fakat Çizmeli Kedi bununla da kalmamış. Kral’a, efendisi ırmakta yüzerken hırsızların onun elbiselerini çaldıklarını söylemiş. (Oysa Çizmeli Kedi, efendisinin elbiselerini çalıların arkasına kendisi gizlemiş!) Kral, hiç gecikmeden Marki’ye bir takım elbise yollamış. Tahmin edeceğiniz gibi Çizmeli Kedi’nin sahibi, kendisine Marki denmesine çok şaşırmış, ama akıllılık edip hiç sesini çıkarmamış.

Marki güzelce giyindirildikten sonra Kral onu gideceği yere götürmek için faytonuna davet etmiş ve kızıyla tanıştırmış. Prenses, iki dirhem bir çekirdek giyinmiş olan Marki’ye bir bakışta âşık olmuş.

O sırada Çizmeli Kedi koşa koşa oradan uzaklaşmış. Çok geçmeden büyük bir tarlada ot biçen insanlara rastlamış. “Beni dinleyin!” diye bağırmış. “Kral bu yöne doğru geliyor. Size bu tarlaların kime ait olduğunu sorarsa ona efendim Marki’ye ait olduğunu söyleyeceksiniz. Yoksa sizi dilim dilim doğrattırırım!”

Sonra Çizmeli Kedi bir süre daha koşmuş ve büyük bir tarlada buğday biçen adamlara rastlamış. Aynı şeyi onlara da söylemiş. Sonra tekrar koşmuş ve her rastgeldiği insana aynı şeyleri tekrarlamış. Derken Dev’in şatosuna varmış.

Kral’ın Faytonu Çizmeli Kedi’nin geçtiği yerlerden geçerken Kral her rastgeldiği insana, “Bu tarlalar kime ait?” diye soruyormuş. Her defasında da aynı cevabı alıyormuş. Kral, Marki’nin bu kadar çok toprağa sahip olmasına şaşırmış. (Çizmeli Kedi’nin sahibi de öyle!)

O sırada Çizmeil Kedi Dev’in şatosunda başka bir işler çevirmekle meşgulmüş. “Dev,” demiş Çizmeli Kedi, Dev’in nefesinin kokusundan iğrendiğini gizlemeye çalışarak. “Senin aynı zamanda müthiş bir sihirbazlık gücünün olduğunu söylüyorlar, doğru mu?”

“Öyle diyorlarsa, öyledir,” demiş Dev alçakgönüllülükle.

“Örneğin, istersen hemen bir aslana dönüşebildiğini söylüyorlar,” demiş Çizmeli Kedi. Bunu söyler söylemez Dev hemen kendini bir aslana dönüştürüvermiş. Çizmeli Kedi kendini dolabın üzerine zor atmış. Dev tekrar eski haline dönünce dolaptan aşağı inmiş. “Mükemmel!” demiş Çizmeli Kedi. “Ama fare gibi küçük bir şeye dönüşmek senin gibi cüsseli biri için imkânsız olmalı!”

“İmkânsız mı?” diye gülmüş Dev. “Benim yapamadığım şey yoktur!” Dev bir anda fareye dönüşmüş, Çizmeli Kedi de onu hemen yutmuş.

Derken Kral, Dev’in şatosuna varmış. Şatonun artık kime ait olduğunu tahmin etmişsinizdir herhalde! Çizmeli Kedi Kral’ın faytonunu şatonun yolunda karşılamış. “Bu taraftan gelin,” demiş. “Sizi bir ziyafet bekliyor.” (Dev o gün birkaç arkadaşına bir ziyafet vermeyi planladığı için yemeklerle donatılmış büyük bir masa hazır bekliyormuş!”)

O günün sonunda Çizmeli Kedi’nin sahibi Marki Prenses’le nişanlanmış. Bir hafta sonra da evlenmişler. Çizmeli Kedi’ye ne mi olmuş? Dokuz canından dokuzunu da sefa içinde sürmüş ve bir daha da fare avlamasına gerek kalmamış , ara sıra avlamış, o da kedi olduğunu unutmamak için

reco_54
Site emektarı
Site emektarı

Cinsiyet:ErkekTeraziKöpek
Mesajlar : 887
Kayıt : 12 03 2008
Yaş : 37
Nerden : Bursa
Mesleğiniz : Otomativ
Eğitim Durumunuz : Lise
Medeni Durumu : Evli
Çocuk Sayısı : 1
Resim : http://kadinca.forumotion.com/users/52/93/37/album/resimy10.gif
Burç : Terazi Burcu
Teşekkür : http://i171.photobucket.com/albums/u305/ertan_bucket/star85.gif
Ruh Halim : http://kadinca.forumotion.com/users/52/93/37/album/zarars10.png

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

1 sayfadaki 2 sayfası 1, 2  Sonraki

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz